Dünyada her yıl milyonlarca ton gıda çöpe giderken, milyonlarca insan açlıkla mücadele ediyor. Bu çelişki yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir sorundur. Afrika'nın birçok bölgesinde insanlar bir lokma ekmeğe ulaşmak için yaşam mücadelesi verirken, dünyanın başka noktalarında tüketilebilir gıdalar hiç düşünülmeden çöpe atılmaktadır. Türkiye de bu tablonun dışında değildir.

Gıda israfı; suyun, toprağın, emeğin, enerjinin ve geleceğimizin israfıdır. Özellikle sebze ve meyve atıkları doğru yöntemlerle değerlendirilebilir. Kompost yöntemi sayesinde organik atıklar yeniden toprağa kazandırılarak doğal gübreye dönüştürülebilir. Mardinli şef Ebru Baybara Demir uzun yıllardır bu konuda örnek çalışmalar yürütmekte, organik atıkları komposta dönüştürerek sürdürülebilir tarıma katkı sağlamaktadır. Bu yaklaşım, atığın aslında bir kaynak olduğunu göstermektedir.

Evlerimizde de küçük değişiklikler büyük sonuçlar doğurabilir. Artan yemeklerin farklı tariflerde değerlendirilmesi, ihtiyaç kadar alışveriş yapılması, son kullanma tarihi yaklaşan ürünlerin öncelikli tüketilmesi ve sebze-meyve artıklarının kompost yapılması önemli adımlardır. Benim eşim de bu konuda son derece hassastır; evimizde gıda israfına karşı sık sık bizi uyarır, hatta zaman zaman küçük 'cezalandırma' yöntemleriyle farkındalık oluşturmaya çalışır. Bu bireysel yaklaşım, toplum genelinde oluşacak bilinçle birleştiğinde çok daha büyük bir etki yaratabilir.

Restoranlar da önemli bir sorumluluk üstlenmelidir. Gün sonunda tüketilmemiş ancak güvenli şekilde değerlendirilebilecek gıdaların sosyal yardım kuruluşlarına ulaştırılmasını sağlayan sistemler kurulabilir. Porsiyon seçenekleri artırılabilir, fazla üretimi azaltan dijital planlama sistemleri kullanılabilir ve organik atıklar kompost tesislerine yönlendirilebilir.

En fazla israfın yaşandığı alanlardan biri ise açık büfe sistemleridir. İnsanlar çoğu zaman tüketemeyecekleri kadar yiyeceği tabaklarına almakta ve büyük kısmını çöpe bırakmaktadır. Bu yalnızca işletmelerin değil, kültürel alışkanlıklarımızın da sorgulanması gereken bir konudur. Açık büfe anlayışı yeniden değerlendirilmeli; israfı teşvik eden uygulamalar yerine kontrollü servis modelleri yaygınlaştırılmalıdır.

Gıda israfını önlemek yalnızca devletlerin ya da işletmelerin görevi değildir. Her bireyin mutfağında başlayacak küçük bir değişim, dünyanın geleceğine yapılacak büyük bir yatırım olacaktır. Bugün kurtarılan her lokma, yarının umududur.


Sevgilerimle,
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

İsmihan AKKÖK

Yorumlar (0)
Henüz bir yorum yok. Düşüncelerini paylaşmak için yorum bırak.
Yorum Bırak