Ramazan ayında verilen davetlerin, yalnızca yemek paylaşmakla ilgili olduğunu hiç düşünmedim. Çünkü bir insana verilebilecek en kıymetli şey aslında zamandır. Birini evinize davet ettiğinizde ona sadece bir masa hazırlamazsınız; onun için zaman ayırır, düşünür, hazırlık yapar ve o hazırlığın içine kalbinizi de koyarsınız. Bu yüzden misafir sofraları benim için çok çeşit demek değildir. Misafir sofraları çok özen demektir.


Bugün ne yazık ki bazen sofralarda sayısız tabak görüyoruz ama hiçbirinde ruh yok. Oysa davet sofralarının asaleti çeşit sayısında değil, her ayrıntıya gösterilen dikkat ve emekte gizlidir. Ben her zaman şuna inanırım: On çeşit özensiz yemektense, üç çeşit ama emek verilmiş yemek çok daha değerlidir.


Tekniği olan, hazırlanırken sabır isteyen, lezzetiyle misafiri gerçekten mutlu eden yemekler… İşte gerçek misafir yemekleri bunlardır. Ama mesele sadece yemek değildir.

Bir sofra, aslında insanın karakterini anlatır.


Sofradaki renk uyumu, kullanılan tabaklar, çatal kaşık takımı, bardaklar… Bunların hepsi misafire verilen değerin sessiz bir ifadesidir. Ben mümkün olduğunca sofralarda özel parçalar kullanmayı severim. El boyaması porselenler, elde yıkanan tabaklar, zarif servis takımları… Çünkü bu eşyaların her biri sofraya bir ruh katar. Hatta bir davet hazırlarken, o sofraya dokunan her şeyin bir hikâyesi olsun isterim. Masa örtüsünün kumaşı, peçetenin dokusu, bardakların zarafeti… Hepsi bir uyum içinde olmalıdır.


Bence davet sofralarının vazgeçilmezlerinden biri de kumaş peçeteler ve özenle seçilmiş masa örtüleridir. Çünkü bunlar yalnızca estetik değil, aynı zamanda bir saygı ifadesidir.


Ben Ramazan davetlerinde küçük ama benim için çok anlamlı bir ritüel de yaparım.

Tıpkı aşure hazırlarken yaptığım gibi, servis tabaklarını bazen gül suyu ya da gül yağıyla silerim.


Bu sadece temizlik için değil; sofraya zarafet ve niyet katmak içindir. Çünkü misafir ağırlamak sadece yemek sunmak değildir.

Misafir ağırlamak, evin ruhunu paylaşmaktır. Bir sofra, yalnızca karnımızı doyurduğumuz bir yer değildir. Sofra, insanların birbirine yakınlaştığı, sohbetlerin derinleştiği, hatıraların oluştuğu bir yerdir.


Bu yüzden benim için davet sofralarının amacı gösteriş değildir. Amaç; güzel görünmek değil, özenli görünmektir. Çok yapmak değil, iyi yapmaktır. Misafir sofralarının gerçek asaleti işte tam burada başlar.


Az çeşit…

Ama düşünülmüş.

Sade…

Ama zarif.

Sessiz…

Ama kalpten 

Bir sofrada sadece yemek sunulmaz.Zaman sunulur. Emek sunulur. Kalp sunulur.Ve insan aslında tam da bu yüzden misafir olur

Ve belki de bu yüzden, gerçekten özenle kurulmuş bir sofra misafire şunu söyler: “Sen benim için değerlisin.”


Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın…


Ayşe Ece Genç

Yorumlar (1)
Yorum Bırak