Sizlerle paylaşmak istediğim yeni yazımın konusu “Food Porn (yemek pornosu) Furyası ve Derindeki Bilimsel Gerçekler” 


Günde kaç defa sosyal medyada yemek fotoğrafı görüyorsunuz? İçerisinden peynir akan hamburgerler, patates kızartmaları, soslar, eriyen kaşarlı leziz görünümlü pizzalar...


Önünüze gelen bu fotoğrafları gördüğünüzde neler hissediyorsunuz? Her gün sosyal medyada 65.000’den fazla yemek görseli paylaşılıyor.


Obezite, kolestrol, kalp ve damar hastalıkları gibi birçok hastalığın da habercisi olan fast food’ların diğer gıda türlerine oranla daha çok konu olduğu bu iştah açıcı fotoğraflar son birkaç yıldır da “foodporn” etiketi ile profillerde boy gösteriyor.


Peki hiç merak ettiniz mi bu “food porn” akımının temelinde aslında neler yatıyor? Birçok sosyal medya kullanıcısı ve aslında gastronomi ile ilgilenen sosyologlara göre konu yemek yemenin bireyde yarattığı ruhsal ve fiziksel etkilerin, porno izlerken ortaya çıkan etkiler ile çok benzer olması.


Derinine inildiğinde ise bizi şaşırtıcı bilimsel gerçekler karşılıyor. Araştırmalara göre bu eylemlerin ortak noktası ikisinin de beynimizin ödül merkezlerini uyarması ve ön tavan bölgesindeki dopamin nöronlarının aktifleşmesine yol açması.


Food porn etiketli gönderilerin asıl amacı fotoğrafı görüntüleyen kişilerde iştah uyandırması ve aslında paylaşılan yiyeceğin kendi reklamını yapması. Bu nedenle olacak ki büyük yemek zincirleri sık sık paylaştıkları fotoğraflarda “food porn” etiketine yer veriyor.


Peki “food porn” akımının bir anda bu kadar popüler olmasının arkasında bizleri ilgilendiren farklı sebepler de var mıdır? Gelin hep birlikte inceleyelim.


2012 yılında Almanya’da bulunan bir enstitüde yapılan araştırma da yemek fotoğraflarının insan üzerinde moleküler düzeyde etkilerini araştıran bir çalışma yürütülmüş. Sağlıklı erkek bireyler üzerinde yapılmış bu çalışmada, fizyolojik tepkilerin de tespit edilebilmesi için katılımcılara hem iştah açıcı bir yemeğin fotoğrafı hem de yenilemeyen bir objenin fotoğrafı gösterilmiştir. Daha sonra kandaki leptin, ghrelin ve insülin hormonlarının seviyelerine bakılmış. Bilmeyenler için; “ghrelin hormonu” açlığı sağlayan ve iştah arttıran bir hormon olmakla beraber, leptin hormonu ise tokluk sağlayan ve iştahı kontrol altında tutan bir hormondur.


Araştırma sonucu ise gerçekten hayret vericidir. İştah açıcı yemek fotoğrafına bakan bireylerin kanlarında “ghrelin hormonu” miktarının anlamlı bir biçimde artmıştır. Bu sonuç ise görsel bir uyarıcının başka bir uyarıcıya ihtiyaç duymadan ghrelin hormonunu fazlalaştırabileceğini ispat etmiştir.


Kandaki bu hormonun seviyesi arttığında beynimize aç olduğumuz şeklinde bir sinyal gider. Beynimizin davranış merkezi uyarılır. Oluşan bu açlık durumu metabolik değildir, sadece hissi bir açlıktır.


Özetle food porn fotoğraflarının tam olarak algımız üzerinde yaratılması istenen etkisi de budur. Duygusal açlık dediğimiz ayrı bir deneysel psikoloji konusu olan kavram da tam olarak buradan gelmektedir. Günlük hayatımızda canımızın çektiğini düşündüğümüz ya da sosyal medyada görerek “hadi şuraya gidelim” diyerek gittiğimiz her mekan da bunu güzel bir şekilde kullanmaktadır.


Benim de dahil olduğum ve bunu günlük hayatında paylaştıkları fotoğraflarda etiket olarak kullanan gruba dahilseniz ve anlamını bu yazı ile öğrendiyseniz, müteşekkirim. Zira sosyal medyayı istek ve mesleklerimize uygun olarak kullanmaya çalışırken, yazdığımız en ufak bir harfin bile anlamını bilerek hareket etmek, bilinçli kullanım ve kişisel fayda için önemli.


Mutlu günler dilerim ve bir sonra ki yazımda görüşmek üzere sağlıcakla kalın...


Leyla Günbay 

Yorumlar (0)
Henüz bir yorum yok. Düşüncelerini paylaşmak için yorum bırak.
Yorum Bırak