Meyhâne ya da taverna, yemekli ve müzikli bir içkili eğlence mekânıdır. Meyhanelerde genellikle meze türü yemekler yenir.
Osmanlı’ya meyhane kültürü Bizans’tan geçmiştir. İstanbul’un fethinden sonra Galata’da çok büyük ve ünlü meyhaneler olduğu bilinmektedir.


Oturak Alemi

Kökleri Selçuklu’ya kadar uzanan bir gelenektir. Bu iddiaya temel dayanak olarak verilebilecek iki örnek vardır, onlarda şunlardır. Mevlana döneminde yaşandığı anlatılan “Çengi Tavus” adlı kadının hikayesinin yapılan araştırmaların sonucunda oturak alemiyle alakalı olduğunu ortaya çıkmıştır. Keza Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın Konya’dayken yaptığı eğlenceler de bu oturak alemiyle alakalıdır. Peki nedir bu oturak alemi?

Kısaca tanımlayacak olursak, bir hasat mevsimi sonu eğlencesi diyebiliriz. Tarladaki işini bitiren kişilerin, dostlarını eğlendirmek amaçlı düzenlendiği eğlencenin; yerini davet edilenler dışında kimsenin bilmediği, saz ekibinin ve dansçı kadınların da olduğu eğlence gecesidir. Bu gece için yemekleri köyün kadınlar hazırlar ve oynamak için gelen kadınlar da servis eder, akabinde oynamaya başlarlar. Oturak alemine oynamaya gelen kadın ev sahibinin koruması altında görülür o yüzden kimse sarkıntılık etmez ve ev sahibinin gece sonunda verdiği para dışında kimse cebinden para çıkarmaz.


Oturak alemleri bizim meyhane kültürümüzün aslında temelini oluşturan veya başlatan ve de meyhanelerimize belli oranda benzeyen ilk kültürel unsurlardır. Her şeyin değiştiği gibi meyhane ve meyhanecilik de tarihsel süreçte birçok değişime uğramıştır. Bu noktadan hareketle bizim kültürümüze, bugün bildiğimiz meyhanelerin benzerleri ilk kez Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle girmiştir.


İstanbul’un fetihinden sonra Bizans’tan kalan (şarap satan zira 19. yy kadar rakı diye bir şey yoktu meyhanelerimizde) dönemin en ünlü meyhaneleri Fatih’in hoşgörü politikası nedeniyle kapatılmamıştır. Fatih’ten sonra tahta geçen oğlu 2. Beyazıt müziğe düşkün bir padişah olduğundan saraya müzik öğretimi için özel bir oda yaptırmış bununla da kalmayıp 1485’te Galatasaray Kışlası’na yerleşen gençlere müzik dersleri aldırmıştır. Bu durumdan etkilenen dönemin vezirleri önce konaklarında saz meclisleri kurdurtmuştur ve sonra bu meclislere şarap dahil olmuştur.


İkinci Beyazıt’tan sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan Selim döneminde de içki üretimi ve tüketimi artarak devam etmiştir. Bundan dolayı Yavuz bazı İstanbul semtlerini meyhanelerin hizmet verebilmesi için düzenletmiştir.

 

Ayaklı Meyhanelerin Ortaya Çıkışı

İkinci Selim’in çıkardığı içki yasağı sonucu ortaya koltuk meyhaneleri (ayaklı meyhaneler) çıkmıştır. Selim’in çıkardığı bu yasağı fırsat bilen bir Ermeni vatandaş birleştirdiği koyun bağırsakları içine rakıyı doldurup beline sarmış, belli olmasın diye de beline kuşak bağlamış, sonra satışa çıkmış. (müşterileri kuşaktan tanırmış bu ayaklı meyhaneciyi)


Ayaklı meyhanelerin müşterileri biraz daha fakir halkmış. Örneğin hamallar, tellallar. (istisnası yasak dönemleridir yasak dönemlerinde paşalar da gizli gizli giderlermiş) Ayaklı meyhaneci belindeki koyun bağırsağının ucuna ufak bir musluk takarmış, cepkenlerinin iç cebinde de tas-ı arak ya da leylek boynu denen bir kadeh taşırlarmış. Müşterilerine etrafı kolaçan ettikten sonra tanıdığı bir dükkanda veya sessiz bir yerde servis yaparmış eğer tanıdığı dükkan bir manav dükkanıysa müşteri tek rakısına meze olarak üzümü seçermiş ama sessiz bir yerde içiyorsa müşteri rakısını ayaklı meyhaneci 2-3 tane leblebi verirmiş meze olarak. Eğer bunlarda yoksa müşteri elinin tersiyle ağzını siler buna da yumruk mezesi dermiş.

 

İşletme Hakkı ve Tabaklar

Tanzimat fermanıyla meyhane işletme hakkı müslümanlara da verilmiştir (bu döneme kadar meyhane işletme hakkı sadece müslüman olmayanlara tanınmıştır). Dövme bakır mutfak malzemeleri ve servis tabakları Tanzimat dönemiyle beraber yerini Çin’den gelen porselen ve yemek takımlarına bırakmıştır.

 

Kadınların Dahil Oluşu

19. yy ikinci yarısına kadar gece hayatına egemen olan geleneksel meyhane türlerine alternatif olarak kadınların çalıştığı mekanlar açıldı. Bu da eğlence hayatında kadınla erkeğin buluşması birlikte eğlenmesi anlamına geliyordu. O günlere dek Oturak alemlerinden esinlenilerek oluşturulan çalgılı meyhanelerin dışında meyhanede kadına pek rastlanmazdı.

 

Masaların Meyhaneye Girişi

1875-1880 yıllarına kadar meyhanelerde masa kullanılmamıştır. Açılan kafeşantanlar sayesinde meyhaneler kendini geliştirmeye başlamıştır. Bundan önce açılır kapanır iskemleler üzerine bakır veya ağaç sini konularak sofralar kurulurmuş. Kafeşantanlardan sonra masalar meyhanelere girmiş bu eski düzeni ortadan kaldırmıştır. Yine bu dönemde masaya bereket getirsin diye sofra kurulduktan sonra sofraya getirilen tahta tuzluk meyhanelere masaların gelmesiyle meyhane daha açılmadan masaların üzerine yerleştirilirmiş.

 

Kafe Şantan

19..yy sonlarında kafe şantan adı verilen bu alternatif eğlence mekanları gece hayatına girdi. Bu mekanları genellikle yabancılar tercih ederdi. Bu mekanlarda skeç, pandomim gibi gösteriler yapılırdı. Bunlar temelde barlardan farklı hizmet verse de İstanbul’un ilk barları kabul edilirler. Kafe şantanlar, kabare barlar yeni eğlence ve içki alışkanlıkları doğurdu. Birinci Meşrûtiyet’e (1876) kadar içki sadece meyhanelerde içilebiliyordu. Rakı ve şarap servisi yapan meyhaneler kendi içlerinde ayrılıyordu ve genellikle meyhaneleri müslüman olmayanlar işletiyordu. O dönemde müslümanların meyhane işletmeme sebebi ise şeriattır. Bazı dönemler bırakın işletmeyi içmek bile yasaklanmıştır( sadece müslüman halka değil müslüman olmayan halk kitlelerine de).

 

Balozlar

19. yy’da ortaya çıkmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde yaygınlık kazanmış ve varlıklarını 1920’lere kadar sürdürmüşlerdir (Gerçi bugün hala birkaç yerde var ama o dönemde tamamen kapanmışlar). Peki nedir bu balozlar? O dönemde moda olan balonun argodan bozulmuş hali. Eşli gitmek yerine “damını/eşini” oradan buluyorsun. Müzikli mekanlardır. Bazı kaynaklar meyhane’nin geçmişi olarak ele almışlardır ama bence pavyonların geçmişidirler. 6-7 Eylül olaylarından sonra meyhanelerin çoğu değişmiş başka yöne gitmişlerdir. Bazıları piyanolu restoranlara bazıları tavernalara dönüşmüştür.

 

Vapur Meyhaneleri

1959 yılında ortaya çıkmışlardır ve kısa soluklu olmuşlardır. Tam olarak meyhane diyemeyiz lakin bazı özellikleriyle meyhanelerle benzerlik gösterir. Şehir hatlarınca tahsis edilen vapurlarda gençler cumartesi geceleri müzik eşliğinde dans edip rakı içiyorlarmış ama dönemin ahlaki şartlarında gençlerden kaynaklı (bence toplumdan kaynaklı gerekli değişimi ve dönüşümü gerçekleştirip özel hayata saygı) duymayı kavrayamamıştır toplum) sorunlar nedeniyle kısa süre sonra lağv edilmiştir.


1960’lı yıllarda geleneksel meyhaneler tarihteki yerini almışlardır. Geleneksel meyhaneler, müziğin sohbetin önüne geçmediği az ve öz ama güzel mezelerin ve samimiyetin olduğu yerlerdir. İşletmecinin mutfakta meze hazırladığı kimin hangi mezeyi sevdiği bilinen yoğunlukta misafirin mutfağa gidip yüzünü hiç asmadan kendi mezesini aldığı mekan olarak küçük ama sohbet ve samimiyet olarak büyük yerlerdi. Gedikli meyhaneler, Selahatin meyhaneler olarak da anılır. Bu ismi Abdülaziz döneminde almışlardır.


Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın...


Burak Göre

Yorumlar (0)
Henüz bir yorum yok. Düşüncelerini paylaşmak için yorum bırak.
Yorum Bırak