Ekmek; un, su, tuz ve maya ile hazırlanıp hamurun fırında pişirilmesiyle yapılır. Maya ekmeğin içinde karbonik asitle alkol hasıl ederek ekmeğin kabarmasını sağlar. Mayasız ekmeklerin sindirimi mayalılardan daha zordur. Fırında pişen ekmeklerin üstünde bir kabuk meydana gelir. Ekmeğin kızarmış bölümü olan kabuğun rengi de ekmeğin yapıldığı unun cinsine göre değişir.

Ekmek; tahıl unlarından, çoğunlukla buğday, çavdar unlarından yapılır. Unların bileşiminde bulunan en önemli madde nişastadır. Bir de, gluten denilen azotlu bir madde vardır. Ekmek, kepeği tamamen ayrılmış buğday unundan yapılırsa, bembeyaz olur; buna francala deriz. Francala, esmer ekmekten daha besleyicidir; buna karşılık, kepeksiz olduğu için vitamin bakımından fakirdir.

Ekmek denilince bizim aklımıza buğday ununundan yapılan ekmek gelirse de dünyanın her yerinde ekmek buğdaydan yapılmaz ve pişirilme şekilleri değişiktir. Mesela Anadolu'nun bir çok yerinde olduğu gibi Meksika'da ve çeşitli Güney Amerika şehirlerinde mısırdan ekmek yapılır. İskoçya'da halkın çoğu yulaf arpa unundan yapılan ekmekleri tercih eder. Çin'de japonya'da pirinç halkın başlıca besini teşkil ettiği için ekmeklerde pirinc unundan yapılır.
Ekmek insalar için ucuz elde edilen önemli bir besin. Ekmeğin tarihi çok eskidir. Kuvvetli bir enerji kaynağı olduğu halde besinlerin çoğunun aksine ucuza elde edilmesi tarihin ilk çağlarından beri insanların ekmeğe rağbet göstermelerine yol açmıştır.
M.Ö.3500 yıllarda Mısır'ın Tep şehrinde ekmek yapıldığı ele geçen kabartma resimleri, bazılarında görülen ekmek yapmaya yarayan aletlereden anlaşılmaktadır. Ayrıca M.Ö. 4000 yıllarındanda İsviçre'nin Göller Bölgesinde yaşayan kavimlerin ekmek yaptıkları öğrenilmiştir.

İncilde mayalı, mayasız ekmekten bahsedilmesi ekmeğin tarihinin bir hayli eski olduğunu göstermeye yeter de artar. Ancak eski çağlarda yapılan ekmeklerin bugün ki ekmeklerden bir hayli farkılı olduğu anlaşılmaktadır. O çağlarda hamur kızgın taşlar üzerine yayılır, üstü külle örtülür, böylece hamur kendi kendine pişerdi. Mısırlılarda ekmek yapmak başlı başına bir sanat hâline gelmişti. Beyaz undan yapılan küçük francalalar bugünkü ekmekle boy ölçüşecek kadar güzeldi. Eski Yunanlılar da Romalılar gibi ekmek yapmasını Mısırlılardan öğrenmişlerdir.
Halkın ekmek ihtiyacını karşılamak üzere büyük şehirlerde fırınlar açılmış, orta çağda derebeyler köylerin ortasında tuğladan fırınlarda ekmek yaptırıp ekmek ihtiyacını böylece karşılamıştır.
Ucuz bir besin olmasına rağmen ekmeğin sağlanması her zaman kolay olmamıştır. Tarihin karanlık devirlerinde insanlar ekmeklerini çoğu kez kendileri yapmak zorunda kalmıştır. Ancak 20 y.y.' ın başından itibaren insaların ekmek sorunu kısmen halledilmiştir. Ekmeğin pek yaygın bir besin oluşu bir çok şehirde ekmek yapımı ile ilgili kanunların çıkmasının yol açmıştır. Savaş yıllarında ilk akla gelen şey halkın ekmeğine sağlamak meselesi olmuştur.

İnsanlar bir dilim ekmeğe muhtaç olduğu halde ülkemizde korkunç ekmek israfı devam etmektedir. Evlerde, lokantalarda, otellerde ekmek tüketilen her yerde atılmış gördüğüm o ekmek parçalarının kaç başak buğdaydan meydana geldigini düşünürken, sanki bir tarlada yalın ayak olduğumu ve anızların ayağıma battığını hissediyorum. İşte yaşam içinde pek çok zorluklarla sahip olduğumuz ekmeğin israfının azaltıp buna engel olmamız lazım. Çalıştığımız yerlerde eski ekmekleri Galeta unu yapıp bunu değerlendirebiliriz. Çorbalarda, köftelerde, tatlıda yaptığımız çoğu üründe kullanıp hem israfı hemde maliyeti azaltabiliriz.

İslam dininde ekmeğin önemi;

İslam dinine göre ekmek nimetler içinde en büyüğüdür. Bu inançtan dolayı yere düşen bir parça ekmek hemen yerden alınıp başa konulur, yani büyük bir saygı gösterilir. Çünkü ekmek israfı kesinlikle yasaklanmıştır ve evde ekmeğin devamlı bulunması bereket sayılır.

Mevlana’dan öğütler Ekmeğin zevkini, ancak aç kimse bilir; tok olan, o zevki, hiç bilmez! Ekmekçi dükkanındaki ekmeklerden dükkanın ne haberi vardır? Ekmekçi aç olsaydı, ekmeği hiç satmazdı; seher rüzgârı gülün kıymetini bilseydi, onu saçıp dökmezdi!

Ekmeğin önemi atasözlerimize, türkülerimize, deyişlerimize yansımıştır. Mesela; ekmek aslanın ağzında, ekmek elden su gölden, ekmek uğruna, ekmek kavgası deriz. Hatta kızılan birine beddua ederken "ekmek atlı, sen yaya olasın" denir.

Yeni yazımda görüşmek üzere sağlıcakla kalın...

Yusuf Dursun

Yorumlar (3)
Yorum Bırak