Çoğumuzun çocukluk anıları arasında büyüklerimizin, özellikle anneanne ve babaannelerimizin yemek yerken konuştuğumuz zaman bizi uyardıkları anlar vardır.


Ne diye kızarlardı...?


“Sofrada konuşulmaz günah’’ ya da ‘’Yemeğini bitirmeden konuşma, ayıp’’.


O zamanlar anlamadığım bu azarın, yemekten kaytarmamızı ve büyüklerin konuşmasını bölmemizi engellemek olduğunu düşünürdüm.


Uzun yıllar sonra gerçek sebep tarafımdan anlaşılmış olmakla birlikte; şimdilerde genci, yaşlısı, herkesin bırakın yediğimiz yemeğin tadını çıkartmayı, midelerine gönderdikleri lokmaların içeriğini bile tam olarak bilmediklerini üzüntüyle seyrediyorum. Bu gözlem elbette tüm insanlık için geçerli değil fakat maalesef hayatın içerisinde aktif olarak rol alan büyük bir kesimin, ne yaptığını bilmez gibi bir tavır ve rutin hız içerisinde sürdürdüğü yaşam gereği, bedenin en acil ihtiyacı olan beslenme de bundan payını alıyor.


Vücut dediğimiz şu makinenin teklemeden, en azından belli bir yaşa kadar insanoğlu olarak nefes alıp vermemizi sağlayabilmesi için su içmekten sonra yapmamız gereken şeyin yemek yemek olduğu konusunda herkes hemfikir. Sosyal statü, entelektüel kültür, tecrübe, yaşam tarzı,maddi refah seviyesi derken herkes artık kendini yeme içme konusunda ifade etmeyi de az çok öğrendi, ona da laf yok.


Büyük şehirlerde yaşayanlarımız, hele bir de dışarıda yemek yemeye bütçe ayıracak durumda olanlarımız dünya mutfağından en bilinen yemekleri de tatma şansına sahip. Fakat burada önemli olan yemek yeme bilincine ne kadar sahip olduğumuz. Tattığımız yemeklerin lezzeti, maliyeti, yediğimiz yer, sunumu, aldığımız servis, hepsi yemeğin hakkını vermekle ilgili. Tüm bunların dışında, yemek tecrübemizi niteleyen en önemli etken ona ayırdığımız zaman.


İyi ve dolu dolu yaşamayı, gün içerisinde ne kadar çok şeyi ne kadar hızlı yapar, oradan oraya ne kadar koşuşturursak o kadar iyi hissetmek zannetmeye başladığımızdan beri yemek yemek de, yalnızca midemizi doldurmaktan ibaret bir işleme döndü. Üstelik bunu yaparken ne emek harcamaya halimiz kaldı ne de zaman ayırmaya ve beklemeye sabrımız. A’la carte restoranda ya da güzel bir hafta sonu evde hazırlanan emek kokan sofralarda yemek yemeyenlerimiz yok değil tabii, fakat burada önemli olan eskiden başkası bilinmezken, şimdilerde böyle masalara zaman ayırmak için özel çaba sarf etmek zorunda kalmamız.


Bırakın her bir ilini, her ilinde yer alan farklı bölgelerin birbirinden değişik, lezzetli mutfakları olan bir ülkede yaşayan bizlerin aynı yanılgıya düşmemiz gerçekten çok düşündürücü. Ağırlaşan yaşam şartları, uzayan çalışma saatleri birer negatif etken olabilir fakat yine de her geçen gün biraz daha hazırcı olmanın, yalnızca sağlığımızı değil, kültürümüzü de olumsuz etkilediğinin farkına varmamız gerekmekte.


Bizim gibi yeme içme alışkanlıklarına düşkün bir toplum olan İtalyanlar, hızlı yemenin (fast food) kültürlerine zarar vereceğini fark ederek 1986 yılında  bir protesto eylemi başlatmışlardır. Roma’da açılan bir Mc Donalds şubesine tepki olarak başlattıkları hareket 1989 yılında slow food adlı bir manifestonun imzalanması ile tüm dünyaya yayılan bir akıma dönüşmüştür.


Böyle bir hareketin bu ülkeden çıkmasına şaşırmamak gerekir çünkü İtalyanlar bir toplumun asıl kimliğini yeme-içme alışkanlıklarının yansıttığını düşünür. Yemek kültürünün değiştirilebileceği bir toplumda diğer başka her şeyin de değiştirilebileceğine olan  inançları, bugün 160 ülkenin ve çeşitli alt toplulukların yer aldığı bir hareket olarak iyi temiz ve adil beslenmenin tüm dünyaya yayılmasını amaçlamaktadır. Slow food sembolü olarak seçilen salyangoz ise, durmadan ve azar azar yemek yemesi, gittiği yol boyunca ardında bir iz bırakması ve en önemlisi de, hızından beklenmeyecek kadar uzun yol kat edebilmesinden dolayı en doğru karar olmuş gibi görünmekte.


O zaman hepimizin, salyangoz gibi, gittiği yol için verdiği emeği esirgemediği, iz bırakacak kadar iyi ve başarılı mutfağımızın hakkını verebilmesi dileğiyle.


Hem hazırlayarak hem yiyerek sağlıcakla kalın...


Ceren Arpacıoğlu 

  

Yorumlar (2)
ceyhun sivik
Posted 27.5.2020 23:02:54 Cevapla

Ceren Hanım,güzel ve ilginç tespitler.Emeğinize sağlık

Yorum Bırak