Şorba mı, Çorba mı

Yediğimiz yemeklerin, içtiğimiz çorbaların mucidi hekimler midir, yoksa aşçılar mı...!?

Bu soru hala cevap bulamamış iken çorbanın kültürümüzde "Nimet-i Kadim" olduğu konusunda Evliya Çelebi galiba haklıdır. Türkçe sözlükte Farsça "Şorba"olduğu belirtilirken sebzeyle veya etle hazırlanan sıcak sulu içecek olarak tanımlanmaktadır. Batı’da sadece iştah açıcı olarak tüketilen çorba, Türk toplumuna geldiğinde birleştirici, iyileştirici, doyurucu gücü ile vazgeçilmez bir gıdadır.

Çorbaların geleneksel bir yiyecek olması dışında besleyici ve ekonomik oluşunun toplumun tüm kesimleri arasında yayılmasının bir nedeni olduğu açıktır. İmparatorluğun her yerinde halkın en alt kesimlerinden padişaha kadar herkesin akşam yemeğinde hatta sabah kahvaltılarında bile çorba içtiği kaynaklara geçmiştir. Hatta Yeniçerilerin "Kazan Kaldırmak" adı altında başlattıkları isyanda bile çorba vardır.

Besini ve enerjiyi büyük ölçüde tahıllardan alan toplumlar çok uzun bir zaman dilimi boyunca kabaca dövülmüş bulamaç, lapa ya da çorba/aş dediğimiz yiyecekle ve ince öğütülmüş elenmiş tahıllarla yapılan ekmeklerle beslenmişlerdir.

Kullanılan malzemelere göre çorbaları 6 sınıfta incelersek; 1-Tahıl ve hamurla hazırlanan çorbalar. 2-Kuru baklagillerle hazırlanan çorbalar. 3-Et ve sakatat çorbaları. 4-Tavuk ve diğer kümes hayvanları ile hazırlanan çorbalar. 5-Yoğurt ve sütle hazırlanan çorbalar ve 6-Sebze çorbaları.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesine baktığımızda 45 adet çorbadan bahsedilmiş, 15'i aş-ı baba, baba çorbası, buğday çorbası, hınta (buğday) Şorba-i Gendüm ve Firik çorbası olarak geçen temel malzemesi buğdaydan oluşan çorbalardır.

Osmanlı mutfağına özel ilgi duyan seyyah Dernschwam’ın 1553 yılında güncesine şunları kaydetmiştir. Türklerin baş yemeği çorbadır. Önce koyun etinin suyu ile yapılmış pirinç çorbası içilir. Çorbaya limon suyu veya sirke dökülür, biraz da karabiber koyarlar. Böylece ortaya koyu bir çorba çıkar. Koyun etinden yapılan suya bazen taze bulgur konur. Bu çorbaya bulgur veya buğday çorbası derler. Her türlü eti pişirip içine koyarlar. Tavuk etini de pişirdikten sonra parçalayıp içine koyarlar ve sofraya getirirken üzerine maydanoz koyup tarçın saçarlar" Tutmaç Çorbası (11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından aktarılan çorba.

Malzemeler: Hamur için; un, su ve yağ ile hazırlanan hamurdan küçük kareler kesilerek kurutulur. Yerine erişte kullanılabilir. Yarım kilo ince kıyılmış kuzu eti, 6 su bardağı su, yarım kilo süzme yoğurt, 3 diş sarımsak, 3 yemek kaşığı sade yağ ve tuz.

Metod: Kuzu eti ve su bir tencereye konur ve ocağa alınır. Et 1,5 saat haşlandıktan sonra erişteler tencereye ilave edilir. Süzme yoğurt ve dövülmüş sarımsak ayrı bir yerde karıştırılır. Bir kepçe yardımı ile çorbanın suyundan yoğurda azar azar eklenir ve karıştırılır. Çorbanın tekrar kaynaması beklenir. Ayrı bir tavada sadeyağı hafifçe kokusu çıkana kadar eritilir ve üzerine yağ dökülerek servis edilir.

Afiyetler olsun...

Nilay Şekerci Yayğır     

Yorumlar (5)
Nilay Özden Yücel
Posted 3.3.2019 12:16:05 Cevapla

Çok keyifli bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.

Yorum Bırak