Neyi Ne Kadar Yemek

İletişim sayesinde bilgiye ulaşma sorunu kalmadı insanoğlunun. Aslında çok akıllıyız ama kendimize bir faydamız yok. Tüketme üzerine kurulu bir sistemin farkına varamadan yaşayıp giden kurbanları mıyız? Önce sorayım bu satırları okuyanlara… Günde kaç öğün yemek yersiniz? 5-6-7 derken ara öğün, ana öğün, kardeş öğün, günlük şu kadar et, bu kadar protein, 100 gr sebze, 50 gr... Oturup düşündüğümüzde sağlıklı, normal ve aynı zamanda masa başı işte çalıştığı için günlük yakabileceği kalori miktarı sınırlı olan bir insanın, en çok ne kadar yemesi gerekir?

Araştırma sonuçlarına göre Amerika’da bir insan yılda 125 kg et yiyor. Türkiye ise sıralamada çok gerilerde kaldı şeklinde haberler yapılıyor. Dünya yüzünde bütün insanların Amerika kadar et yediğini düşünün. Bu kadar üretim yapıldığını ve bunun yükünü düşünün. Afrika’da insanlar açlıktan yıkılırken suyu, yine tarımsal üretim olan yemi kullandığınızı, toprağı ve havayı kirlettiğinizi bir düşünün. Bu yükü dünyanın taşıması mümkün değil gerçekten. Bu abartılı tüketim miktarlarını yoğurt, yumurta, peynir, süt olarak güncelleyin kafanızda… Sadece ve sadece tükettiğimizi düşünün. İyi kötü demeden, sorgulamadan alıp yuttuğumuzu düşünün. Diyet listeleri, kalorisi azaltılmış ürünleri içeren devasa bir pazar. Detoks yapan ve elinde listelerle dolaşan insanlar. Reklamlar ve reklamlar… Herkes neyi ne kadar yememiz gerektiğini söylüyor. Hangi vitaminden ne kadar almamız gerektiğini, hangi saat aralığında ne içeceğimizi tavsiye eden araştırma sonuçları açıklanıyor. Sonuçta her şey güya insanın refahı için değil mi? Ve biz bu kaosun, bu ironik durumun, bu açmazın içinde etrafına şaşkın şaşkın bakan yalnız insancıklarız…

Çok tüketmek hem vücudumuzun denge ihtiyacına ters, hem de eko sisteme verdiğimiz yıkıcı hasarlar yönünden doğru değil. Vücudumuz, günlük su ihtiyacı da dahil olmak üzere denge üzerine kurulu bir sistemdir aslında. Günde 3 litre su için diyen uzmanlar da 5 yumurta yiyin, veya asla ekmek yemeyin diyen uzmanlar da benzer yanılgılar içerisindeler. Aşırılık çok akıllı bir sistem olan insan vücudu tarafından kabul görmez ve tepki verir. Neyi, ne kadar ve nasıl yediğimiz önemli….

Bulunduğumuz coğrafyanın, bu toprağın ürünlerini, iyi şartlarda üretilmiş temiz ve adil bir gıdayı, yeterli bir porsiyonda ve şükrederek yemek bu işin anahtarıdır. Güvenmediğim bir eti yemektense salata, kötü bir ekmek yemektense sadece yoğurt yiyip kalkmayı tercih ederim. Ne yersek o’yuz ve nasıl yiyorsak öyle de yaşıyoruz. Tabağımızda yer alan gıda, ona bakışımız, onu nasıl yediğimiz kimliğimizi yansıtır. Atalarımız yüzyıllar boyu günde iki öğün yemek yedi. Biz neden çok tüketmek zorundayız?

Peki sürekli olarak ihtiyacından çok fazla tüketmenin manevi anlamda ne kadar zararı var, bunun farkında mıyız? Bütün dinlerde bulunan bir olgu vardır: Oruç… Çok tüketmenin insanın ruhunu öldürdüğü söylenir. Hristiyanlıkta 4. yy’dan itibaren manevi yararlarından dolayı nefis köreltme benimsenir. Orta Çağ’da bir ara o kadar abartılır ki yılın 1/3’ünde insanlar hayvansal gıda yiyemez ve oruç tutar. Yahudilikte ve Müslümanlıkta da oruç vardır. Aslında özünde vücudun ve beraberinde ruhun arınmasıdır oruç. Sadece midesini düşünen insan, insan olmanın farkına varma konusunda biraz zayıftır. Her şeyi tüketmemek, gerektiğinde hayır diyebilmek ve sağlam bir iradeye sahip olabilmek demektir... Aslında gıdada denge, gıdada israf, gıdada adalet, adil paylaşım, edep ayrı başlıklar halinde uzun uzun konuşulmaya değer konular.

Moda akımların, slow food’ların karşısında değilim. Sonuçta farkındalık yaratan her şeye gönlüm açık ama ama bizim özümüzde zaten “Yaradandan ötürü yaradılanı sevmek” var. Kendi menfaatin için hiçbir canlıya acı çektirmemek var. Hani komşusu aç yatarken tok uyuyan bizden değildir ya öğretimizde. Bir bahane bulup, “Kokmuştur” diyerek komşuya da göndermek var. Çok çeşitli yiyip her şeyi karıştırmamak var. Üretirken doğaya saygı ve israf etmemek var. Bir derenin kenarında bile suyu dikkatli kullanmak var. Mesela tam olarak doymadan sofradan kalkmak var. Sadece kendi önünden yemek, niimete ekmeğe, sofraya saygı duymak var. Özetle ne uzak doğu felsefelerine ihtiyacı var Anadolu’nun, ne de ithal gelen öğretilere…. Durup bir bakarsak biraz eskiye bunu daha net görebiliriz. Ne demiş peygamberimiz; "İnsana, yaşaması için birkaç lokma yeter. Çok yemek isteyen, karnının yani midesinin üçte birini yemekle doldursun, üçte birini suya ayırsın, üçte birini de rahat nefes alması için boş bıraksın." Yeter ki biraz farkında olarak yaşayalım, inanın elimizde listelerle gezmemize hiç gerek kalmaz. Az olsun, temiz olsun, bizim olsun….

Asuman KERKEZ

Yorumlar (0)
Henüz bir yorum yok. Düşüncelerini paylaşmak için yorum bırak.
Yorum Bırak